ISSN: 2757-7724
Volume : 1 Issue : 1 Year : 2021

Quick Search




NORTHWESTERN MEDICAL JOURNAL - Northwest Med J: 1 (1)
Volume: 1  Issue: 1 - 2021
1.Cover

Page I

2.Advisory Board

Pages II - VII

3.Contents

Page VIII

4.Editorial

Page IX

ORIGINAL RESEARCH
5.Effect of Low Triiodothyronine (T3) Hormone Levels on Atrial Fibrillation Development After Coronary Artery Bypass Surgery
İris İrem Kan, Ahmet Yuksel, Orhan Güvenç, Atıf Yolgosteren, Serdar Ener, Murat Biçer, Işık Şenkaya Sığnak, Mustafa Tok
doi: 10.5222/NWMJ.2021.32042  Pages 1 - 8
GİRİŞ ve AMAÇ: Koroner arter baypas cerrahisi (CABG) sonrası atriyal fibrilasyon (AF) en sık görülen aritmi türüdür ve ciddi morbiditeye neden olur. Düşük triiyodotironin (T3) hormonu seviyelerinin, kalp hastalarının kötü prognozu üzerinde güçlü bir belirleyici faktör olduğu düşünülmektedir. Bu çalışma çalışan kalpte koroner arter baypas cerrahisi (OPCAB) ve konvansiyonel CABG sonrası düşük T3 seviyelerinin AF gelişimi üzerindeki etkisini araştırmak için planlandı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu prospektif, randomize çalışmaya CABG uygulanan 60 hasta dahil edildi. Bu hastaların 30'u OPCAB yapılan, diğer 30 hasta ise konvansiyonel CABG yapılan hastalar arasından rastgele olarak seçildi. Tüm hastaların tiroid hormon seviyeleri operasyon öncesi ve postoperatif dönemin ilk gününde değerlendirildi. Referans değerler olarak Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Merkez Laboratuvarı sonuçları esas alınmıştır (Toplam T: 4,87-11,72 µg / dl; Serbest T4; 0,70-1,48 ng / dl; Toplam T3: 0,60-1,80 ng / ml; Serbest T3: 1.71-3.71 pg / ml; TSH: 0.35-4.94 mIU / ml). Tüm hastaların preoperatif ve intraoperatif değerlendirmeleri, postoperatif takipleri kliniğimizin protokolüne göre yapıldı ve veriler kaydedildi.
BULGULAR: Hastaların yaş ortalaması 58,7 ± 8 idi. Operasyon sonrası her gruptan 3'er hastada, toplamda 6 hastada AF gelişti. Postoperatif AF gelişen hastaların ameliyat sonrası ölçülen TT3 düzeyleri (0,39 ± 0,09) ameliyat öncesi ölçülen TT3 düzeylerinden (0,97 ± 0,06) anlamlı olarak düşük bulundu (p = 0,042). Ayrıca ameliyat sonrası AF gelişen hastaların ameliyat sonrası ölçülen sT3 düzeyleri (1.58 ± 0.30) ameliyat öncesi ölçülen sT3 düzeylerinden (2.95 ± 0.37) anlamlı olarak düşük bulundu (p = 0.001). Ancak tek değişkenli lojistik regresyon analizi ile AF için risk faktörü olduğu düşünülen değişkenlerin anlamlı derecede etkili olmadığı görülmüştür. Ayrıca değişkenlerin etkileri çok değişkenli regresyon analizi ile birlikte incelendiğinde anlamlı bir sonuç bulunamamıştır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamızda OPCAB ve konvansiyonel CABG uygulanan hastalarda postoperatif dönemde düşük T3 hormon düzeylerinin AF gelişimine etkisinin olmadığı gösterilmiştir.
INTRODUCTION: Atrial fibrillation (AF) after coronary artery bypass surgery (CABG) is the most common type of arrhythmia and it causes serious morbidity. Low levels of triiodothyronine (T3) hormone are thought to be a strong determinative factor on poor prognosis of cardiac patients. This study was planned to investigate the effect of low levels of T3 on the development of AF after off-pump coronary artery bypass surgery (OPCAB) and conventional CABG surgery.


METHODS: The study was prospectively planned on 60 patients undergoing CABG surgery. Thirty of them were randomly selected among the patients undergoing OPCAB, and the other 30 were randomly selected among the patients undergoing conventional CABG surgery. Thyroid function profiles of all patients were evaluated before the operation and on the first day of postoperative period.
RESULTS: The average age of the patients was 58.7± 8. After the operation, 3 patients from each group, 6 patients in total, developed AF. Postoperatively measured TT3 levels of the patients who developed AF after the operation (0.39±0.09) were found to be significantly lower than the preoperatively measured TT3 levels (0.97± 0.06) (p=0.042). Moreover, postoperatively measured fT3 levels of the patients who developed AF after operation (1.58± 0.30) were found to be significantly lower than the preoperatively measured fT3 levels (2.95±0.37) ( p=0.001). However, by univariate logistic regression analysis, it was seen that the variables that were thought to be risk factors for AF were not significantly effective. Also, when the effects of the variables were examined together by multivariate regression analysis, no significant result was found.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In our study, it was seen that low levels of thyroid hormone in patients undergoing OPCAB and conventional CABG surgery had no effect on AF development.



6.Endoscopic Tympanoplasty: Inlay Cartilage Versus Underlay Cartilage Graft
Ahmet Doblan, Ergun Sevil
doi: 10.5222/NWMJ.2021.08208  Pages 9 - 15
GİRİŞ ve AMAÇ: Timpanoplastide çeşitli greft yerleştirme yöntemleri tanımlanmıştır. Bu çalışmanın amacı underlay kartilaj greft ve inlay kartilaj greft kullanılarak yapılan endoskopik timpanoplastinin cerrahi etkinliğini değerlendirmektir.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Kronik otitis media nedeniyle endoskopik timpanoplasti uygulanan 123 hastanın tıbbi kayıtlarını minimum on iki aylık takip süresi ile incelendi. Perforasyonun malleus koluna göre olan konumuna göre santral, posterior ve anterior olmak üzere perforasyonlar üçe ayrıldı. Greft başarı oranı, ameliyat öncesi ve sonrası saf ses odyometrisi (SSO), hava kemik boşluğu (HKB), hava kemik boşluğunda azalma ve işitme kazancı hesaplandı. 
BULGULAR: Takip süresi, yaş, perforasyon yeri ve cinsiyet dağılımı açısından gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı (p> 0.05). İnlay grupta, ameliyat öncesi ortalama hava iletimi 36.3 ± 13.7 dB, ameliyatın altıncı ayında 25.4 ± 12.3 dB, ameliyattan 12 ay sonra ise 22.5 ± 10.5 dB olarak bulundu. Underlay grupta ise ameliyat öncesi 35.6 ± 13.3 dB, ameliyattan altı ay sonra 24.8 ± 12.4 dB ve ameliyatın 12. ayında 22.7 ± 9.7 dB olarak bulundu. İki grup arasında HKB açısından anlamlı fark bulundu (P = 0.037). Ortalama HKB değerinde perforasyon boyutları bakımından anlamlı farklılık yoktu (küçük perforasyon P =0.473, orta perforasyon P=0.876, geniş perforasyon P=0.341).

TARTIŞMA ve SONUÇ: İnlay yöntemi yüksek greft başarı oranı, düşük komplikasyon riski ve kısa operasyon zamanı ile uygun hastalarda güvenilir bir cerrahi seçenek olarak kullanılabilir.
INTRODUCTION: Several graft placement methods have been described in tympanoplasty. The aim of this study is to assess the surgical effects of the endoscopic tympanoplasty utilizing inlay cartilage or underlay cartilage graft.

METHODS: We reviewed medical records of 123 patients who experienced endoscopic tympanoplasty for chronic otitis media with a minimum twelve-month follow-up period. Perforations were divided into central, posterior, and anterior ones based on the place of the perforation to malleus handle. Graft success rate, air conduction pure tone audiometry (PTA) before surgery and after surgery, hearing gain and air bone gap (ABG) reduction were calculated following surgery.

RESULTS: No significant difference was found between the groups in terms of the distribution of the follow-up period, age, perforation location, and gender (p>0.05). The average air conductions (AC) before surgery and after surgery for the inlay group were 36.3 ± 13.7 dB and 25.4 ± 12.3 dB 6 months after surgery and 22.5 ± 10.5 dB 12 months after surgery. They were 35.6 ± 13.3 dB and 24.8 ± 12.4 dB 6 months after surgery and 22.7 ± 9.7 12 months after surgery for the underlay group. A significant difference was found between the two groups in terms of ABG (P=0.037). There was no significant difference in the mean ABG in each group (small perforation P =0.473, medium perforation P=0.876 and large perforation P=0.341).

DISCUSSION AND CONCLUSION: The inlay method can be used with high graft success rate, low risk of complications among the appropriate patients, and shorter operation time as a reliable surgical option for treatment.


7.Retrospective Analysis of Patients Admitted to Otorhinolaryngology Outpatient Clinics of a Tertiary Hospital with Epistaxis
Tarık Yağcı, Akif Güneş, Elif Karalı, Tuğberk Sebit, Ahmet Ural
doi: 10.5222/NWMJ.2021.43153  Pages 16 - 19
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada burun kanaması ile polikliniklerimize başvuran hastaların genel bir değerlendirmesinin yapması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Üçüncü basamak bir hastanenin kulak burun boğaz polikliniklerine Ocak 2009-Ocak 2019 tarihlerinde burun kanaması şikayeti ile başvuran yaklaşık 300 hastanın dosyaları retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların; yaş, cinsiyet, epistaksisin olduğu ay, etyolojik faktörler, eşlik eden hastalıklar, kan transfüzyonu gerekli olup olmadığı, uygulanan tedavi yöntemleri ve hastanede kalış süreleri bakımından analiz edildi.
BULGULAR: Değerlendirmeye alınan 300 hastanın 128’i kadın (%42.8), 172’i (%57.2) erkek olarak tespit edildi. Hastaların yaş ortalaması 34.38 ±23.63 (min 1-max: 89) olarak belirlendi. Hastalar en sık Şubat ayında (%14) başvururken en az Temmuz ayında (%2.6) başvurmuşlardı. İdyopatik olarak tespit edilen hasta sayısı 240 (%80) olarak tespit edildi. Tespit edilen nedenler arasında en sık antikoagülan kullanımı %11 ve hipertansiyon ise %4,6 olarak belirlendi. Hastaların %98.4’üne konservatif tedavi uygulandı. Hastanede kalma süreleri 1-11 gün arasındaydı. Sadece 2 hastanın kan transfüzyonu ihtiyacı olmuştu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuç olarak gelişebilecek komplikasyonlar ve mortalite ihtimali göz önünde bulundurulduğunda; hastalarda ayrıntılı anamnezin alınması ve gerekli tedavinin en kısa sürede planlanması epistaksis hastalarında tanı ve tedavi yönetiminin temelini oluşturmaktadır.
INTRODUCTION: In this study, it was aimed to make a general evaluation of patients who applied to our outpatient clinic with epistaxis.
METHODS: The files of approximately 300 patients who were admitted to the Otorhinolaryngology outpatient clinics of a tertiary hospital with the complaint of nasal bleeding between January 2009 and January 2019 were retrospectively evaluated. The patients were analyzed in terms of age, gender, month of epistaxis, etiological factors, concomitant diseases, whether blood transfusion was required, treatment methods applied and length of hospital stay.
RESULTS: Of the 300 evaluated patients, 128 were female (42.8%) and 172 (57.2%) were male. The mean age of the patients was determined as 34.38 ± 23.63 (min 1-max: 89). The patients applied most frequently in February (14%) and at least in July (2.6%). The number of patients detected idiopathically was 240 (80%). Among the identified reasons, the most frequent use of anticoagulants was 11% and hypertension was 4.6%. Conservative treatment was applied to 98.4% of the patients. Hospitalization periods ranged from 1 to 11 days. Only 2 patients needed blood transfusion.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Considering the possible complications and mortality; Taking detailed anamnesis from patients and planning the necessary treatment as soon as possible constitute the basis of diagnosis and treatment management in patients with epistaxis.

8.Women's Awareness Level on Breast Self-Examination
Nurcan Akbaş Güneş, Cenk Aypak, Çağla Özdemir, Suleyman Gorpelioglu
doi: 10.5222/NWMJ.2021.35220  Pages 20 - 26
GİRİŞ ve AMAÇ: Aile Hekimliği polikliniğine takip veya tedavi amaçlı başvuran hastalarda kendi kendine meme muayenesi (KKMM), klinik meme muayenesi (KMM) ve mamografinin önemi ile ilgili farkındalık düzeyinin ve eğitim seviyesinin bu konulardaki etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışma, Ankara’da bulunan 3. basamak bir hastanenin Aile hekimliği kliniğine bağlı bir semt polikliniğine takip veya tedavi amaçlı başvuran hastalarda, gerekli literatür taraması yapıldıktan sonra bir anket formu oluşturularak yapıldı.
BULGULAR: Çalışmamıza 18-56 yaş aralığında toplam 434 kadın katılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 36,62±9,21 idi. Katılımcıların 258’ i (%59,4) KKMM yaptığını belirtmesine rağmen, 176 katılımcı (%40,6) bu muayeneyi hiç yapmadığını belirtmiştir. Katılımcıların %38,2’si KMM yaptırmış olup, mamografi çektirenlerin oranı ise %24 olarak bulunmuştur. Eğitim düzeyi arttıkça KKMM yapma, KMM yaptırma ve mamografi çektirme oranlarının istatistiksel olarak anlamlı derecede arttığı gösterilmiştir. Ailesinde meme kanseri olanlarda da KKMM yapma, KMM yaptırma ve mamografi çektirme oranlarında istatistiksel olarak anlamlı düzeylerde artış tespit edilmiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Biz yaptığımız bu çalışma ile eğitim seviyesinin meme kanserinin erken teşhisi konusundaki farkındalık üzerinde ne kadar önemli olduğunu ortaya koymuş olduk. Eğitim seviyesini artırmaya yönelik yapılacak çalışmalarla hem KKMM hem KMM hem de mamografi çektirme oranlarında yüz güldürücü sonuçlar elde edebiliriz.
INTRODUCTION: The aim of this study was to investigate the level of awareness, regarding the importance of breast self examination (BSE), clinical breast examination (CBE) and mammography, and the effects of education on these issues among patients who applied to family medicine outpatient clinic for follow-up or treatment purposes.
METHODS: This study was done by establishing a questionnaire form, after review of necessary litetarure, to be applied in patients who applied for follow-up or treatment in a district polyclinic affiliated to the department of family medicine of a tertiary care center in Ankara.
RESULTS: A total of 434 women aged between 18-56 years participated in the study. The mean age of the participants was 36.62±9,21 years. Although 258 (59.4%) of the participants reported that they performed BSE. 176 participants (40.6%) stated that they did not perform a BSE. The 38.2% of the participants have undergone a CBE and the 24 % of women expressed that they underwent a mammography.The frequency of BSE, CBE and undergoing mammography has been shown to increase significantly as education level increases. The rates of having a CBE and a mammography were also found to be statistically significantly higher in patients who had a family member with breast cancer.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Our results demonstrated that the level of education was important for awareness on the early diagnosis of breast cancer. Thanks to efforts to increase educational level, we can get promising achievements regarding the awareness of both BSE, CBE and mammography performances.

LookUs & Online Makale