ISSN: 2757-7724
Volume : 1 Issue : 2 Year : 2021
Indexing

Quick Search




NORTHWESTERN MEDICAL JOURNAL - Northwest Med J: 1 (2)
Volume: 1  Issue: 2 - 2021
1.Cover

Page I

2.Advisory Board

Pages II - VIII

3.Contents

Page IX

4.Editorial

Page X

ORIGINAL RESEARCH
5.Relationship between microalbuminuria and metabolic parameters in a normotensive population with obesity
Mehmet Avcı, Sule Temizkan
doi: 10.5222/NWMJ.2021.32032  Pages 27 - 34
GİRİŞ ve AMAÇ: Günümüzde önlenebilir ölümlerin sigaradan sonra gelen ikinci en önemli nedeni obezitedir. Mikroalbuminüri; albümin/kreatinin oranının 30 mg/g üzerinde olması olarak tanımlanmaktadır. Obezite böbrekleri etkileyerek mikroalbuminüriyi artırmaktadır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Ocak 2013-Haziran 2015 tarihleri arasında üçüncü basamak bir hastanenin obezite polikliniğine başvuran obez [Vücut kitle indeksi (VKİ) ≥30 kg/m2)] bireyleri retrospektif olarak değerlendirdik. Çalışmaya hipertansiyon, diyabet, böbrek hastalığı olan hastalar dahil edilmedi. 18-65 yaş aralığındaki 490 obez birey çalışmaya alındı. Bireylerin obezite polikliniğine ilk başvuru sırasındaki fiziksel ve biyokimyasal parametreleri incelendi.
BULGULAR: Çalışmaya dahil edilenlerin %5,7’sinde mikroalbuminüri saptandı. Mikroalbuminürisi olan gruptaki bireylerin glikozillenmiş hemoglobin A1c (HbA1c) ve ürik asit seviyeleri mikroalbuminürisi olmayan gruptaki bireylerden daha yüksekti [5.6 (5.8-5.5) vs 5.5 (5.7-5.2); P=0.012 ve 5.2 (6-4.5) vs 4.7 (5.5-4.2); P=0.038, sırasıyla]. Mikroalbuminürisi olmayan grupta 25-hidroksivitamin D3 (25-OH D3) seviyeleri mikroalbuminürisi olan gruptan daha yüksekti [12 (18-7.1) vs 8.4 (12.9-6.9); P=0.032]. VKİ, açlık insülini, Homeostatic model assessment for insulin resistance (HOMA-IR), trigliserid ve C-reaktif protein (CRP) ile mikroalbuminüri düzeyi arasında ilişki bulundu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Obezite böbrekleri etkileyerek mikroalbuminüriyi artırmaktadır. Mikroalbuminüri; insülin direnci, dislipidemi ve düşük 25-OH D3 ile ilişkilidir. Mikroalbuminüri obez bireylerde mutlaka bakılmalıdır. Daha sağlıklı bir yaşam için obezite prevalansı azaltılmalıdır.
INTRODUCTION: Today, the second-most common cause of preventable death after smoking is obesity. Microalbuminuria is defined as an albumin to creatinine ratio (ACR) of more than 30 mg per gram of creatinine. Obesity increases microalbuminuria by affecting the kidneys.
METHODS: This study was carried out by retrospectively examining the files of obese [Body mass index (BMI) ≥30 kg/m2)] individuals between the ages of 18 and 65 with spot microalbuminuria test in urine who admitted to the obesity outpatient clinic of a tertiary hospital between January 2013 and June 2015. Four hundred ninety subjects were included in the study. The physical parameters, blood and urine tests of the subjects included in the study at the time of first admission to the obesity clinic were examined.
RESULTS: Microalbuminuria was positive in 5.7 % of the participants. The glycated hemoglobin (HbA1c) and uric acid levels for subjects in the microalbuminuria-positive group were higher than in the levels of subjects in the microalbuminuria-negative group [5.6 (5.8-5.5) vs 5.5 (5.7-5.2); P=0.012 and 5.2 (6-4.5) vs 4.7 (5.5-4.2); P=0.038, respectively]. In microalbuminuria-negative group, 25-hydroxyvitamin D3 (25-OH D3) levels were higher than in the microalbuminuria-positive group [12 (18-7.1) vs 8.4 (12.9-6.9); P=0.032]. Urine albumin to creatinine ratio was positively associated with BMI, fasting insulin (FI), Homeostatic model assessment for insulin resistance (HOMA-IR), triglycerides (TG) and c-reactive protein (CRP).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Obesity increases microalbuminuria by affecting the kidneys. Microalbuminuria is associated with insulin resistance, dyslipidemia and low 25-OH D3. Microalbuminuria must be checked in obese individuals. The prevalence of obesity should be reduced for a healthier life.

6.Association Between the Inflammatory Parameters and Prognosis of Bell’s Palsy
Ergun Sevil, Betul Değer Kulaksiz, Ayla Islamoglu
doi: 10.5222/NWMJ.2021.03522  Pages 35 - 41
GİRİŞ ve AMAÇ: Bell’s palsy periferik sinir disfonksiyonu ile ilişkili fasiyal sinirin akut parazi veya paralizisidir. Bu çalışmanın amacı, Bell’s palsy olan hastaların prognozunu tahmin etmede enflamatuar parametrelerin önemini araştırmaktır.

YÖNTEM ve GEREÇLER: House Brackman sınıflandırmasına göre Bell's palsy ≥ III olan toplam 58 hasta çalışma grubu olarak alınmış, kontrol grubunu ise yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş 60 sağlıklı gönüllü oluşturmuştur. Tedavi sonrası takipte kortikosteroid tedavisinin başarısı House Brackmann grade I ve II olarak kabul edildi ve grade III ile VI olan hastalar kısmi-anlamlı olmayan iyileşme olarak değerlendirildi. Tedavi öncesi hemogram ve biyokimya testleri kaydedildi. Çalışma ve kontrol gruplarının C-reactive protein (CRP) / albümin oranı, nötrofil / lenfosit oranı (NLO), kırmızı kan hücresi dağılım genişiği (RDW) ve ortalama trombosit hacmi (MPV) değerleri karşılaştırıldı.

BULGULAR: C-reactive protein / albümin çalışma grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksekti (0,958 ± 0,91'e karşı 0,478 ± 0,322, p = 0,029). Ortalama RDW, çalışma grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksekti (13.89 ± 1.27'ye karşı 12.98 ± 0.72, p <0.001). RDW değeri, kısmı- anlamlı olmayan iyileşme gösterenlerde, başarıyla tedavi edilen hastalara kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksekti (14.43 ± 1.59'a karşı 13.67 ± 1.06, p = 0.030). Diğer laboratuar parametrelerinde gruplar arasında anlamlı farklılık tespit edilmedi (p> 0.05).

TARTIŞMA ve SONUÇ: CRP / albümin, RDW, NLO ve MPV yüksekliği Bell’s palsy’de kötü prognozla ilişkilidir. Bugüne kadar yaygın olarak kullanılan enflamatuar bir belirteç olan RDW, Bell’s palsy’de prognozu tahmin etmede umut verici bir belirteç olabilir.

INTRODUCTION: Bell's palsy is a form of deficiency in the face and paralysis related to peripheral- nerve dysfunction. Our study investigates the role of the inflammatory values in predicting Bell’s palsy prognosis.

METHODS: A total of 58 Bell’s palsy ≥ III patients, according to the House Brackman classification, on the first presentation were taken as the study group, and 60 age and gender-matched healthy people without any disease formed the control group. The success of the corticosteroid treatment was accepted as House Brackmann grades I and II in the post-treatment follow-up, and grades III to VI patients were evaluated as partial-not meaningful recovery. In addition, pretreatment hemogram and biochemistry tests were recorded, and the C-reactive protein (CRP)/albumin ratio, Neutrophil to lymphocyte ratio (NLR), red blood cell distribution width (RDW), and mean platelet volume (MPV) of the patients were compared.

RESULTS: In the study group, the CRP/albumin ratio and the mean RDW were statistically significantly higher than the control group (0.958 ± 0.91 vs. 0.478 ± 0.322, p = 0.029; 13.89 ± 1.27 vs. 12.98 ± 0.72, p <0.001). RDW was statistically significantly higher in those with partial-not meaningful recovery than the successfully treated patients (14.43 ± 1.59 vs. 13.67 ± 1.06, p = 0.030). Other laboratory parameters were not significantly different (p>0.05).

DISCUSSION AND CONCLUSION: Higher CRP/albumin, RDW, NLR, MPV were related to a poor prognosis for Bell’s palsy. RDW, which to date has been a widely used marker for inflammation, could be a potentially promising marker for use in predicting prognosis in Bell’s palsy.


7.The Impact of COVID-19 Pandemic on Pediatric Bronchoscopy for Foreign Body Aspiration
Yeliz Kart, Emine Bilaloğlu, Muhammed Akif Ertuğrul, Levent Duman, Mustafa Çağrı Savaş
doi: 10.5222/NWMJ.2021.28291  Pages 42 - 47
GİRİŞ ve AMAÇ: Yabancı cisim aspirasyonu, pediyatrik popülasyonda sık görülen bir hava yolu acil durumudur. COVID-19 vaka sayısı dünya çapında katlanarak arttığından, birçok merkezde elektif cerrahi operasyonlar azalmıştır. Ancak çocuklarda yabancı cisim aspirasyonu nedeniyle yapılan bronkoskopinin geciktirilemeyeceği aşikardır. Bu çalışmanın amacı, yabancı cisim aspirasyonu şüphesi olan çocuklarda COVID-19 pandemisinin bronkoskopik işlemler üzerindeki etkilerini araştırmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: 1 Ocak 2016 ile 31 Aralık 2020 tarihleri arasında şüpheli yabancı cisim aspirasyonu ile hastanemize başvuran 63 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar başvuru tarihine göre Türkiye’de ilk COVID-19 vakası bildirilen 10 Mart 2020 öncesi ve sonrasında başvuranlar olarak iki gruba ayrıldı. Hastaların yaşı, cinsiyeti, öyküsü, fizik muayene bulguları, toraks grafisi ve bilgisayarlı tomografi bulguları, hastaneye başvuru ile bronkoskopi arasında geçen süre, bronkoskopide yabancı cisim varlığı ve komplikasyonları tıbbi kayıtlardan geriye dönük olarak değerlendirildi.
BULGULAR: Çalışmaya 48'i grup 1'de ve 15'i grup 2'de olmak üzere toplam 63 hasta dahil edildi. Yabancı cisim aspirasyonu her iki grupta da erkeklerde daha sık görüldü. Hastaların ortalama yaşı grup 1'de 38.35 (± 37.08) ay, grup 2'de 27.06 (± 38.18) aydı. Yabancı cisim öyküsü varlığı, fizik muayene bulguları, göğüs radyografisi açısından iki grup karşılaştırıldığında bulgular ve işlem sonrası komplikasyonlar, önemli bir farklılık bulunmadı. Hastaneye başvuru ile bronkoskopi arasındaki süre grup 1'de 10,45 (± 19,66) saat, grup 2'de 35,93 (± 32,53) saatti. Bu süre grup 2'de grup 1'e göre anlamlı olarak daha uzundu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: COVID-19 salgını sırasında çocuklarda yabancı cisim aspirasyonu oluşmaya devam etmektedir. Bu hastalarda gerekli önlemler alınarak bronkoskopi güvenle yapılabilir.
INTRODUCTION: As the case number of COVID-19 has grown exponentially around the world, elective surgical operations have been reduced in many centers. However, it is obvious that bronchoscopy performed due to foreign body aspiration in children cannot be delayed. The aim of this study is to investigate the effects of the COVID-19 pandemic on bronchoscopic procedures in children with suspected foreign body aspiration.
METHODS: Sixty-three patients who admitted to our hospital with suspected foreign body aspiration between 1 January 2016 and 31 December 2020 were included in the study. The patients were divided into two groups according to admission date as those admitted before and after 10 March 2020, in which the first case of COVID-19 has been reported in Turkey. Patients age, gender, history, physical examination findings, thorax radiography and computed tomography findings, the time period between admission to the hospital and bronchoscopy, presence of foreign body in bronchoscopy and complications were evaluated retrospectively from medical records.
RESULTS: The study included a total of 63 patients, of whom 48 were in group 1 and 15 in group 2. Foreign body aspiration was more commonly seen in boys in both groups. The mean age of the patients was 38.35 (±37.08) months in group 1 and 27.06 (±38.18) months in group 2. When the two groups were compared in terms of the presence of a foreign body history, physical examination findings, thorax radiography findings and post-procedural complications, no significant differences were found. The time period between admission to the hospital and bronchoscopy was 10.45 (±19.66) hours in group 1 and 35.93 (±32.53) hours in group 2. This period was significantly longer in the group 2 when compared to group 1.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Foreign body aspiration in children continues to occur during the COVID-19 pandemic. Bronchoscopy can be performed safely in these patients by taking necessary precautions.

8.The Effects Of Earphone Usage On Ear Wax (Cerumen) Impaction
Osman H Çam
doi: 10.5222/NWMJ.2021.46855  Pages 48 - 52
GİRİŞ ve AMAÇ: Kulaklık kullanımının kulak kiri birikimine etkisi olup olmadığını saptamak, doktora başvuru ihtiyacını artırıp arttırmadığını ortaya koymak ve bu problemlerin kulaklık tipine göre değişip değişmediğini anlamaya çalışmak.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışmaya 2020 Mart-Eylül döneminde Kulak Burun Boğaz Kliniği’ne kulak tıkanıklığı nedeni ile başvuran ve muayenelerinde kulak kiri saptanan hastalar dahil edilmiştir. Kulaklık kullanmayanlar kontrol grubu, kulaklık kullananlar ise çalışma grubu olarak sınıflandırılmıştır. Kulaklık kullanan çalışma grubu kendi içinde kullandıkları kulaklık tipine göre headset kulaklık kullananlar, silikon uçlu kulak içi kulaklık kullananlar ve askıda duran kulak içi kulaklık kullananlar olarak üç kategoride değerlendirilmiştir. Hastaların kulak temizleme alışkanlıkları, kulak temizleme sıklıkları, kulak tıkanıklığı nedeni ile hekime başvuru sıklıkları not edilmiştir.
BULGULAR: Çalışmaya toplam 46 hasta dahil edilmiştir. Kontrol grubu 16, çalışma grubu 30 kişiden oluşmaktadır. Kontrol grubu için yaş ortalaması 48,5 ± 18,01, çalışma grubu için 40,87± 21,28 ‘dir. Hastaların kulaklarını haftalık kulak bakımı kontrol grubunda 3.25, çalışma grubunda 2.9 olarak saptanmıştır. (p>0.05) Grupların kulak temizleme için hekime başvurma süreleri kontrol grubunda 62.63 ay, çalışma grubunda 60.9 aydır. (p>0.05)
TARTIŞMA ve SONUÇ: Kulaklık kullanımının hastaların kendi haftalık kulak bakımlerı sıklığında, kulak temizleme için hekime başvurma sıklıklarında etkisi yoktur. Benzer şekilde kulak tıkanma seviyesi ile kulaklık kullanımı arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır.
INTRODUCTION: To determine whether the use of earphones affects ear wax accumulation, to reveal whether it increases the need to consult a doctor, and to try to understand whether these situations vary according to earphone type.
METHODS: In this study, patients who applied to Ear Nose and Throat Clinic due to ear congestion between 2020 March and September and who were found to have ear wax in the ear examination were included. Those who do not use headphones are classified as the control group, and those who use headphones are classified as the study group. Earpiece types, frequency of self ear care, frequency of applying to the physician due to earwax removal were noted.

RESULTS: A total of 46 patients were included in the study. The control group consists of 16 people, and the study group consists of 30 people. The mean age was 48.5 ± 18.01 for the control group and 40.87 ± 21.28 for the study group. Weekly ear care of the patients was 3.25 in the control group and 2.9 in the study group. (p> 0.05) The groups' period to consult a physician for ear wax removal was 62.63 months in the control group and 60.9 months in the study group. (p> 0.05
DISCUSSION AND CONCLUSION: The use of headphones does not affect the frequency of the patients' self weekly ear care or visiting a physician for ear wax removal. Similarly, no significant relationship was found between earphone types and frequency of self ear care and frequency of visiting a physician.

9.Decrease of serum hCG on day 4 of single-dose methotrexate regimen is valuable to predict treatment failure in patients with intact tubal ectopic pregnancy
Fırat Ekmez, Murat Ekmez
doi: 10.5222/NWMJ.2021.26349  Pages 53 - 62
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu retrospektif çalışmada, intakt tubal ektopik gebelikte (TEG) tek doz metotreksat (MTX) tedavisinin 4. günündeki serum hCG değerinin tedavi başarısızlığındaki öngörülebilirliğini belirlemeyi amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu retrospektif çalışmada, intakt TEG tanısı alan ve vücut yüzey alanına (50 mg/m2) göre tek doz intramüsküler MTX tedavisi ile tedavi edilen 41 hasta değerlendirildi. hCG değişim modellerini belirlemek için 0, 4 ve 7. günlerdeki serum hCG değerleri alındı. Hastaların tıbbi kayıtlarından tubal ektopik gebelik ile ilgili klinik ve laboratuvar verileri toplandı. Tedavi başarısı veya başarısızlığı olan hastaların klinik verileri analiz edildi.
BULGULAR: 41 hastanın 31'i MTX uygulaması ile başarılı bir şekilde tedavi edildi ve geri kalanında (n=10) batın içi kanama nedeniyle operasyon gerekti. Tedavisi başarılı olan hastalarda gebelik dışı serum hCG değerlerine ulaşma süresi 22 (15-26) gündü. Tedavisi başarısız olan hastaların endometrial kalınlıkları tedavisi başarılı olan hastalara kıyasla anlamlı olarak daha yüksekti. 0, 4 ve 7. günlerde, tedavisi başarısız olan hastalarda median serum hCG değerleri tedavisi başarılı olan hastalara göre anlamlı derecede yüksekti (p<0.05). Tedavisi başarılı olan hastalarda, 7. gündeki median serum hCG değerleri 4. ve 0. günlere göre anlamlı derecede düşüktü (p<0.05). Tedavisi başarısız olan hastalarda 7. gündeki median hCG değerleri 4. güne göre anlamlı derecede düşüktü (p<0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Tek doz MTX rejimi uygulanan intakt TEG hastaların takibinde 4. günde serum HCG değeri düşüşü, 0. günde düşük serum hCG değeri ve endometrial kalınlığa ek olarak tedavi başarısızlığını öngörmede değerlidir
INTRODUCTION: We aimed to determine the predictivity of decrease in serum hCG value on day 4 of single-dose methotrexate (MTX) regimen for the need for surgery in patients with intact tubal ectopic pregnancy (TEP).
METHODS: We evaluated 41 patients diagnosed with intact TEP and treated with single-dose intramuscular injection of MTX treatment according to body surface area (50 mg/m2). Serum hCG values on days 0, 4, and 7 were retrieved to determine patterns of hCG change. Clinical data of patients with treatment success or failure were analyzed.
RESULTS: Of 41 patients, 31 was successfully treated with MTX administration, and in the rest (n=10), surgery was required because of intraabdominal hemorrhage. On days 0, 4, and 7, the median serum hCG values in patients with treatment failure were significantly higher compared to treatment success (p<0.05). In the patients with treatment failure, the median hCG values on day 7 was significantly lower than that on day 4 (p<0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: During the follow-up of patients with intact TEP who administered single-dose MTX regimen, decrease of serum HCG value on day 4, in addition to low HCG value and endometrial thickness on day 0, is valuable to predict treatment failure.

CASE REPORT
10.An Odd Presentation of a Tree-Related Injury
Batuhan Gencer, Volkan İğdir, Ali Utkan
doi: 10.5222/NWMJ.2021.35229  Pages 63 - 67
Bir trafik kazasından sonra aracın ön camından dışarı fırlayan ve bacağına büyük bir ağaç dalı saplanmış şekilde acil servise getirilen genç bir yetişkinin yaralanması olgusunu bildiriyoruz. Ağaçla ilgili yaralanmalar, zor hava koşulları, avcıların ağaçtan yapılma gözetleme alanları ve trafik kazaları ile ilişkilidir. Bu tür yaralanmalarla karşılaşıldığında büyük dallar dikkatlice çıkarılmalı, üzerlerindeki küçük dallar ve kıymıkların neden olabileceği ikincil hasarlardan kaçınmaya özen gösterilmeli ve kıymık yaralanması şüphesi olan durumlarda görüntüleme için öncelikle ultrasonografi tercih edilmelidir.
We are reporting a tree-related injury of a young adult who was thrown out through the windshield of a vehicle after a traffic accident and brought to the emergency room with a large tree branch stuck in his leg. Tree-related injuries are associated with difficult weather conditions, tree-stands of hunters and traffic accidents. When faced with such injuries, large branches should be carefully removed, care should be taken to avoid secondary damage caused by small branches and splinters and ultrasonography should be preferred primarily for imaging in cases where there is a suspicion of splinter injuries.

REVIEW ARTICLE
11.Behçet’s disease: A Narrative Review of Clinical Diagnosis and Treatment
Gulali Aktas, Atiqa Khalid, Havva Akın, Sümeyye Buse Balci, Cansu Akdogan, Aslı Erturk
doi: 10.5222/NWMJ.2021.99609  Pages 68 - 76
Behçet hastalığı açık bir tetikleyici mekanizmanın gösterilemediği, sistemik bir vaskülitle karakterize, rekürren inflamasyon atakları görülen bir hastalıktır. Tarihi Ipek yolu çevresindeki ülkelerde; Türkiye, İran, Kore, Çin Suudi Arabistan ve Japonya’da daha yaygındır. Behçet hastalığında hemen her boyut ve tipte damarın tutulması mümkündür. Hastalığın en sık semptom ve bulguları arasında oral aftöz lezyonlar, genital ülserler, artrit, kutanöz lezyonlar, gastrointestinal tutulum ve nörolojik lezyonlar yer almaktadır. Bu makalede, Behçet hastalığının klinik bulgularını, tanı ve tedavi seçeneklerini sunmayı ve güncel literatürü gözden geçirmeyi amaçladık.
Behçet’s disease is characterized with recurrent attacks of inflammation that are driven by systemic vasculitis without obscure trigger. It is more prevalent in the World region so-called “silk road”, including Turkey, Iran, Korea, China, Saudi Arabia, and Japan. Involvement of any kind of vessels is possible during the course of the Behçet’s disease. Common symptoms of the disease include aphthous oral ulcers, genital ulcers, arthritis, cutaneous lesions, gastrointestinal involvement, and neurologic lesions. In this article, we aimed to present the clinical findings, diagnosis, and treatment options of Behçet’s disease and review of the current literature data.

LookUs & Online Makale