ISSN: 2757-7724
Volume : 1 Issue : 3 Year : 2021
Indexing

Quick Search




NORTHWESTERN MEDICAL JOURNAL - Northwest Med J: 1 (3)
Volume: 1  Issue: 3 - 2021
1.Cover

Page I

2.Advisory Board

Pages II - VIII

3.Contents

Page IX

4.Editorial

Page X

ORIGINAL RESEARCH
5.The Role of Cytokeratin 18 and Quantitative HBsAg Levels in Hepatitis B Infection
Yıldız Ulu, Bengü Tatar, Şükran Köse
doi: 10.5222/NWMJ.2021.65265  Pages 77 - 82
GİRİŞ ve AMAÇ: İnaktif hepatit B yüzey antijeni (HBsAg) taşıyıcılarını hepatit B e antijen (HBeAg) negatif kronik hepatit B (KHB) hastalarından ayırmak için serum kantitatif HBsAg (qHBsAg) ve sitokeratin 18 (CK18) düzeylerinin invaziv olmayan belirteçler olarak kullanımını araştırmayı amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: KHB ile takip edilen tedavi almamış 84 hastadan rastgele seçilen 60 hasta ve kontrol grubu olarak çalışmaya katılmayı kabul eden 25 sağlıklı gönüllü dahil edildi. Virolojik, serolojik ve biyokimyasal test sonuçları değerlendirildi. CK18’in aktif formu olan M30 antijen seviyeleri enzyme linked immunosorbent assay (ELISA) testi ile ölçüldü. Karaciğer biyopsi örnekleri, modifiye Ishak skorlamasına göre değerlendirildi.
BULGULAR: Katılımcıların 48’i (% 56,5) kadındı. Üç grup arasında yaş, cinsiyet dağılımı, alkalen fosfataz (ALP), gama glutamil transferaz (GGT), direkt bilirubin, protrombin zamanı (PZ), uluslararası standardize oran (INR), alfa fetoprotein (AFP) ve CK18 değerleri açısından anlamlı fark yoktu. İnaktif taşıyıcılarda HBV DNA ve qHBsAg seviyelerinin HBeAg negatif kronik HBV hastalarına göre anlamlı derecede düşük olduğu bulunmuştur. İnaktif taşıyıcıları ve HBeAg negatif KHB hastalarını ayırt etmede CK18’in tanısal etkinliği istatistiksel olarak anlamlı değildi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuç olarak, qHBsAg, HBV DNA ile birlikte kullanıldığında, inaktif HBsAg taşıyıcılarını HBeAg negatif kronik HBV hastalarından ayırt etmek için önemli bir parametre olabilir. Bu çalışmada hedeflenen parametrelerden biri olan serum CK18 ise invaziv olmayan bir belirteç olarak saptanmadı.
INTRODUCTION: We aimed to investigate the use of serum quantitative hepatitis B surface antigen (qHBsAg) and cytokeratin 18 (CK18) levels as noninvasive markers to differentiate inactive HBsAg carriers from hepatitis B e-antigen (HBeAg) negative chronic hepatitis B (CHB) patients.
METHODS: Sixty randomly selected treatment-naive patients with CHB and 25 healthy volunteers as control group were included in the study. Virological, serological and biochemical test results were assessed. Levels of M30 antigen which is the active form of CK18 were measured by M30-Apoptosense enzyme linked immunosorbent assays (ELISA). Liver biopsy specimens were assessed according to the modified Ishak scoring.
RESULTS: Forty-eight (56.5%) participants were female. There was no significant difference between three groups in terms of age, gender, alkaline phosphatase (ALP), gamma-glutamyl transferase (GGT), total bilirubin (T.Bil), direct bilirubin (D.Bil), prothrombin time (PT), international normalized ratio (INR), alfa-fetoprotein (AFP) and CK18 values. HBVDNA and qHBsAg levels were found to be significantly lower in inactive carriers compared with HbeAg-negative chronic HBV patients. The diagnostic efficacy of CK18 in differentiating inactive carriers from HbeAg-negative CHB patients was not statistically significant.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In conclusion, when used along with HBVDNA, qHBsAg may be an important parameter to differentiate inactive HBsAg carriers from HbeAg-negative chronic HBV patients. However, as one of the parameters targeted in this study, serum CK18 levels can not be used as a noninvasive marker.

6.The Comparison of Leptin, Proinflammatory Cytokines Levels and the Disease Activity Index Before and After Anti-TNF Treatment in Ankylosing Spondylitis
Tuba Yüksel Aydıner, Mehmet Kırnap
doi: 10.5222/NWMJ.2021.98608  Pages 83 - 89
GİRİŞ ve AMAÇ: Ankilozan spondilit (AS); sakroiliit ve spondilitten dolayı inflamatuar sırt ve bel ağrısı ile karakterize kronik, inflamatuar romatizmal bir hastalıktır. Adipoz dokudan derive leptin açlığı, enerji tüketimini, insülin duyarlılığını, endotel fonksiyonunu, üremeyi ve immüniteyi kontrol eder ve otoimmün hastalıklarda da rol aldığı düşünülmektedir. Fakat AS’deki rolleri net değildir. Tümör nekroz faktör alfa (TNF-α) adipositokinlerin potansiyel düzenleyicisidir. Anti TNF ilaçlar olan infliksimab ve etanerceptin plazma leptin seviyelerine etkisi AS’li hastalarda şimdiye kadar değerlendirilmemiştir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Ankilozan spondilit tanılı 70 hasta çalışmaya alındı. 14 hastaya infliksimab, 16 hastaya etanercept tedavisi verildi. İnfliksimab 3 mg/kg 0, 2. ve 6. haftada ve devamında her 8 haftada bir IV olarak uygulandı. Etanercept grubundaki hastalara 25 mg etanercept haftada iki kez subkutan uygulandı. 40 AS’li hasta da kontrol grubuna dahil edildi. Hastaların vücut kitle indeksleri (VKİ), eritrosit sedimentasyon hızı (ESR) ve C-reaktif protein (CRP) gibi akut faz reaktanları, Bath Ankilozan Spondilit Hastalık Aktivite İndeksi (BASDAI), TNF-α, interlökin-1beta (IL-1β) ve interlökin (IL)-6’yı kapsayan serum sitokin profili değerlendirildi. Serum leptin düzeyleri ile serum sitokin profili ELISA (enzyme linked immunosorbent assay) metodu ile 3 aylık infliksimab ve etanercept tedavisi öncesi ve sonrası ölçüldü.
BULGULAR: Leptin seviyeleri inaktif AS’li hastalarla kıyaslandığında aktif grupta anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p<0.001). Etanercept tedavisi sonrası IL-1β ve TNF-α seviyeleri artarken, IL-6 seviyesi azaldı (p<0.05). Infliksimab tedavisi sonrası TNF-α seviyeleri arttı (p<0.05). Etanercept tedavisi serum leptin seviyelerini değiştirmedi (p>0.05). Serum leptin seviyelerinde infliksimab tedavisi sonrası artış gözlendi (p<0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Serum leptin seviyeleri etanercept ile değişmezken; infliksimab tedavisi sonrası artış gözlendi, fakat hastalık aktivite parametreleri ve proinflamatuvar sitokinlerle korele değildi.
INTRODUCTION: Ankylosing spondylitis (AS) is the major member of the spondyloarthropathies (SpAs), a group of diseases that mainly affect the spine in association with the inflammation of enthuses. Leptin is mainly synthesized by adipose tissue and shows several biological activities such as energy expenditure, nutrition, immunity, and metabolism. Tumor necrosis factor-alpha (TNF- α) is a potential modulator of adipocytokines. The aim of this study was to evaluate the effect of anti-TNF medicine such as infliximab and etanercept on leptin plasma levels in patients with AS.
METHODS: Seventy patients with ankylosing spondylitis were included in the study. Fourteen patients received infliximab IV at a dose of 3mg/kg at weeks 0, 2, 6 and thereafter every 8 weeks. Sixteen patients received 25 mg etanercept subcutaneously twice weekly. Forty AS patients were included in the control group. Their body mass index (BMI) and acute phase reactants such as erythrocyte sedimentation rate (ESR) and C-reactive protein (CRP) levels, Bath Ankylosing Spondylitis Disease Activity Index (BASDAI) and serum cytokine profiles, including TNF-α, interleukin 1 beta (IL-1β) and interleukin 6 (IL-6) were assessed. Serum levels of leptin and cytokines were measured using enzyme-linked immunosorbent assay (ELISA) methods, before and after 3-months treatment with infliximab or etanercept.
RESULTS: When compared to inactive AS patients, the leptin levels were significantly higher in active AS patients (p<0.001). The IL-1β and TNF-α levels were increased after treatment with etanercept while serum IL-6 level was reduced. Etanercept treatment did not change serum levels of leptin (p>0.05). Serum TNF-α levels were increased after treatment with infliximab. Serum leptin levels were also increased after infliximab treatment (p<0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Serum leptin levels did not change with etanercept treatment but increased after infliximab treatment and did not correlate with any disease activity parameters and proinflammatory cytokines.

7.Investigating Novel Electrocardiographic Ventricular Repolarization Markers in Scleroderma Patients
Aslı Kurtar Mansıroğlu, Emrah Erdal, Mehmet Inanir, Murat Taşçı
doi: 10.5222/NWMJ.2021.22932  Pages 90 - 95
GİRİŞ ve AMAÇ: Yüzey elektrokardiyografisinde (EKG), ventriküler repolarizasyon J dalgası, ST segmenti, T dalgası ve U dalgasını içerir. QT dispersiyonu, Tp-e aralığı, Tp-e/QT oranı, Tp-e/QTc oranı, Tp-e/JT, Tp-e/JTc oranları ventriküler taşiaritmileri öngören bazı göstergelerdir. Sklerodermada repolarizasyon anormalliklerini değerlendiren çalışmalar sıklıkla QT, Tp-e aralığı ve Tp-e/QT’ye odaklansa da, biz çalışmamızda nispeten yeni parametreler olan Tp-e/JT, Tp-e/JTc oranlarını kullanarak ventriküler aritmi riskini araştırmayı amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışma 42 sklerodermalı hasta (ortalama yaş; 50,8 ± 7,3, kadın 38 ve 4 erkek) ve 40 sağlıklı kontrolden (ortalama yaş; 47,9 ± 5,5, kadın 37 ve 3 erkek) oluştu. Her hasta için Tp-e aralığı ve Tp-e/JT, Tp-e/JTc, Tpe/QTc, Tp-e/QT oranları ölçmek için standart 12 derivasyonlu EKG kullandık.
BULGULAR: Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, elektrokardiyografik repolarizasyon parametreleri olan Tp-e (90,8 ± 10,9’a karşılık 77,0 ± 10,2, p <0,001); QTc (423,7 ± 17,7’ye karşı 399,9 ± 25,9, p <0,001), Tp-e/QT (0,24 ± 0,02’ye karşılık 0,21 ± 0,03, p <0,001); Tp-e/QTc (0.21 ± 0.02’ye karşı 0,19 ± 0,02, p <0,001); Tp-e/JT (0,31 ± 0,05’e karşı 0,27 ± 0,05, p <0,001); Tp-e/JTc (0,27 ± 0,04’e karşı 0,24 ± 0,03, p <0,001) skleroderma hastalarında anlamlı olarak daha yüksek saptandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuçlar, sağlıklı bireylere kıyasla sklerodermalı hastalarda ventriküler aritmi öngörücülerinin anlamlı olarak daha yüksek olduğunu göstermektedir.
INTRODUCTION: Ventricular repolarization involves the J-wave, ST-segment, T-wave, and U-wave on the surface electrocardiography (ECG). QT dispersion, Tp-e interval, Tp-e/QT, Tp-e/QTc, Tp-e/JT, and Tp-e/JTc ratios are some indices that predict ventricular tachyarrythmias. Although studies, evaluating repolarization abnormalities in scleroderma have frequently focused on Tp-e interval, QT, and Tp-e/QT, in our study, we aimed to investigate the risk of ventricular arrhythmia by using Tp-e/JT and Tp-e/JTc ratios, which are relatively new parameters.
METHODS: The study comprised 42 patients with scleroderma (mean age: 50.8 ± 7.3 years; 38 women and 4 men) and 40 healthy controls (mean age: 47.9 ± 5.5 years; 37 women and 3 men). We leveraged a standard 12-lead ECG recording to measure Tp-e interval, Tp-e/JT, Tp-e/JTc, Tpe/QTc, and Tp-e/QT parameters for each patient.
RESULTS: Compared to the scleroderma patients electrocardiographic repolarization parameters including Tp-e (90.8 ± 10.9 vs 77.0 ± 10.2, p<0,001); QTc (423.7 ± 17.7 vs. 399.9 ± 25.9, p<0.001), Tp-e/QT (0.24 ± 0.02 vs. 0.21 ± 0.03, p<0.001); Tp-e/QTc (0.21 ± 0.02 vs. 0.19 ± 0.02, p<0.001); Tp-e/JT (0.31 ± 0.05 vs. 0.27 ± 0.05, p<0.001); Tp-e/JTc (0.27 ± 0.04 vs. 0.24 ± 0.03, p<0.001) were significantly lower in the control group.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The results suggest that ventricular arrhythmia predictors are significantly higher in patients with scleroderma compared to healthy individuals.

CASE REPORT
8.Bleeding in a COVID-19 Patient; Rectus Hematoma
Kader Zeybek Aydoğan, Selman Alkan, Elif Ayşe Uçar
doi: 10.5222/NWMJ.2021.29392  Pages 96 - 99
Antikoagulan tedavi; hastanede yatan COVID-19 hastalarının tedavisinin bir parçasıdır. Bu amaçla tedavide kullanılanlar düşük molekül ağırlıklı heparin ve oral antikoagulan ilaçlardır. Fakat bu yaklaşım kanama riskinde artış ile birliktedir. Rektus kılıf hematomları antikoagulan tedavinin bilinen bir komplikasyunudur ve potansiyel mortalite ve morbidite kaynağıdır. Bu vaka örneğinde size COVID-19 hastalığının tedavisi seyrinde gelişen ve konservatif yaklaşım ile takip ettiğimiz rektus hematomu olgusunu sunmak istiyoruz.
Anticoagulant therapy is part of the treatment of hospitalized COVID-19 patients. Low molecular weight heparin or oral anticoagulant drugs are used in its treatment. However this approach may increase the risks of bleeding. Rectus sheath hematoma (RSH) is a known complication of anticoagulant therapy and a source of potential morbidity and mortality. Here; we present a patient who developed rectus hematoma during the
COVID-19 treatment and followed by us with conservative approach.

9.Supraventricular Tachycardia Induced by Nasal Continuous Positive Airway Pressure
Mervan Bekdas
doi: 10.5222/NWMJ.2021.41636  Pages 100 - 102
Solunum yetmezliğinin tedavisinde noninvaziv ventilasyon kullanımı son yıllarda artmıştır. İnvaziv olmayan bir ventilasyon yöntemi olan nazal sürekli pozitif hava yolu basıncının aritmi insidansını azalttığı kabul edilmektedir, ancak bu yazıda sürekli nazal pozitif hava yolu basıncından sonra supraventriküler taşikardi atakları gelişen bir olgu sunulmaktadır. On beş aylık erkek çocuk, yaygın intravasküler koagülopati, akut böbrek yetmezliği ve miyokardit tanıları ile yoğun bakım ünitesine yatırıldı. Supraventriküler taşikardi atakları sürekli nazal pozitif hava yolu basıncı uygulanmasının ardından belirdi, ancak invaziv mekanik ventilasyona geçilince düzeldi.
The use of noninvasive ventilation in the treatment of respiratory failure has increased in recent years. Nasal continuous positive airway pressure, a noninvasive method of ventilation, is thought to decrease the incidence of arrhythmias, but this case report presents supraventricular tachycardia attacks secondary to nasal continuous positive airway pressure. A 15-month-old boy was admitted to the intensive care unit with diagnoses of sepsis, disseminated intravascular coagulopathy, acute renal failure, and myocarditis. Supraventricular tachycardia attacks started after nasal continuous positive airway pressure but became regular after switching to invasive mechanical ventilation.

10.Index

Pages E1 - E2
Abstract | Full Text PDF

LookUs & Online Makale